30 Temmuz 2007 Pazartesi

Vatan Bursa açıldı

Valla gittik sizin için yerinde gördük. Güzel bir mağaza daha olmuş, Vatan'ın açlış için yaptığı organizasyon da güzeldi.
Mağaza, 8000m2 ve Bursa'nın girişinde, As Merkez-Teknolojix-Tekzen'in de olduğu bir arazi üzerinde. Bu bölgenin Bursa'daki alışverişte önemi artacağa benziyor.
Mağaza'nın açılışı için çeşitli ürünlerde indirimler yapılmış. Ziyaret etmeye değer.
Vatan'ı yeni mağazasından dolayı kutluyoruz. Duyduğumuza göre sırada Kayseri, Konya ve Eskişehir mağazaları varmış.
Bu arada, Bursa'yı gezerken Ulucami'yi, buranın inşaatında çalışırken meşhur olan Hacivat ve Karagöz'ü (inşaattan meşhur olanlar sadece arabeskçiler değilmiş), Imparator Justinianus'un yaptırdığı hamam'ı (resim yanda) da gördük. Bursa, özellikle Osmanlı tarihi açısından çok önemli bir şehir. Ziyaret edince sadece iskender yemeyin, biraz tarihi yerleri de gezin.

26 Temmuz 2007 Perşembe

Yüzüklerin Efendisi Müzikali


Keşke size müzikalin içinden çekilmiş resimler de gösterebilseydim. Benim gibi iflah olmaz bir Tolkien okuyucusuysanız kesinlikle çok etkileneceğiniz bir yapım.
İş için Londra'da bulunduğum sırada kaçırmadım.
Perşembe akşamı seyretmeme rağmen salon doluydu, bu resim oyuncuların girdiği "stage door" tarafında çekildi.
Şimdiye kadar yapılmış en pahalı sahne oyunu, yaklaşık 25 milyon dolara malolmuş.
Dekoru, kostümleri, müzikleri ve efektleri ile muhteşemdi. Bilbo Baggins'in yüzüğü takıp kaybolduğu sahne bana David Copperfield'ı hatırlattı.
Özellikle Gandalf ile Balrog'un savaşındaki efektler muhteşemdi. Ork'lar seyircilerin arasına dalıp herkesi çığlık çığlığa bağırttılar. Bence en zayıf yönü savaş sahneleriydi ve Rohan'ın tamamen çıkarılmış olması da bir burukluk yarattı.
Sonuçta 3 saatlik muhteşem bir sahne şovuydu. İmkanı olanların görmesini tavsiye ederim. Eskiden Mydonose Showlan'e güzel prodüksiyonlar gelirdi, artık bu tür şovları Türkiye'de seyretme imkanımız yok.
web sitesi burada: http://www.lotr.com/

bik bok

Sanırım bu mağaza Türkiye'de şube açsa pek şansı olmaz. Zaten bu isimlendirmek farklı ülkelerde iş yapmaya çalışanlar için sorun çıkarabilir. Bu resmi Londra'da çektim.

Benzer örneklerini başka işlerde görmek de mümkün. Mesela çok popüler bir otomatik tuvalet sifonu markasının adı "GEBERIT".

Markalar yeni pazarlara girerken o dildeki anlamara iyi dikkat etmeli. Mesela ben Citroen'in "Saxo" arabasının Türkiye'de satılabilmesine ve bazı insanların bu arabayı alıp kullanabilmelerine hep çok şaşırmışımdır (anlamını bilmeyen var mı?).

24 Temmuz 2007 Salı

olmamış, olsa da faydası ne ki?

Köprüye doğru giderken daha önce bazı güzel uygulamalarını gördüğüm bir reklam şeklinin gerçekten kötü bir uygulamasını gördüm: Otobüs reklamı.

İstanbul'un iki katlı otobüslerine yapılan reklam giydirmeler oldukça başarılı olabiliyor. Bu otobüslerin hem şehri boydan boya geçiyor olmaları, hem sıkışık trafikte çok sayıda insanın bu reklamları okuma fırsatı buluyor olmaları gerçekten faydalı. Özellikle "superback" denen ve otobüsün arka tarafında yer alan versiyonları bence çok etkili.

Tabi, reklamı ilginç hale getirmenin en güzel yollarından birisi de komik yapmak. Ancak, komik olmaya çalışmak tam tersi bir etki yaratabilir. Dolayısıyla komik olacaksanız komik olacaksınız ya da komik olmaya çalışmayacaksınız.

Bu Penti reklamında ise, oturan insanları naylon çorap giyen mini etekli kadınlar olarak yapmaya çalışmşlar.
1) resim otobüse tam oturmamış, dolayısıyla beli kırık görünüyorlar
2) burada komik birşey yok
3) bu reklama bakıp "a penti alayım" der misiniz?
Reklamın temel amacının satın alma isteği uyandırmak olduğunu unutmadığımız zaman başarılı markalar yaratabiliriz.

Kuşlar heykellere karşı

Bu resmi Hamburg'da çektim. Muzaffer martı, marifetinin üzerinde oturup poz veriyordu. Kuşların heykellere karşı bu garezinin sebebini anlayabilmiş değilim: bölge işaretlemek değil, yeniden dekore etmek değil...

Oysa heykeller aslında bu kuşlar için kalabalık içinde güvenle konabilecekleri alanlar yaratıyor. Heykelin kafasında hem herkesten uzak, hem de herkesi gözleyebilecek kadar yakın. Etraftan geçen insanların gözünün içine baka o memleketin en önemli şahsiyetinin kafasına....

"heykeli dikilecek adam" olup hergün kafanıza martılar yapsın istiyor musunuz? Tembel olmak için bir sebep daha.

23 Temmuz 2007 Pazartesi

piknik yapmak birşeydir... ama nedir?

Odtü'de güzel bir cumartesi günü piknik yapan, çimlerde yayılan ve kimi ülkeyi kurtaran kimi kendini kurtarma derdinde arkadaşların arasına daldık.
Bir grup arkadaşımız yemek yerken biz de onlara kola ve gazozlarımızla katıldık. 40 derece sıcaklıkta uludağ gazozları oldukça iyi geldi.
Bu sohbet muhabbetin ortasında bir de tabela gördük. Şimdi tabelanın olduğu yer ilginç, burası (Odtü'yü bilenler için) tenis kortları ile alış veriş merkezi ve eski güdaş'ın arasında kalan yeşillik alan... Buraya tipik piknik mekanlarında bulunan ahşap masalardan yerleştirmişler, alanın en görülmeyecek noktasına da, -bir gün canları isterse burada oturacak herkesi azarlayacak fırsatları olsun diye- şu tabelayı koymuşlar: "Piknik Yapmak Yasaktır"
Şimdi konulduğu yerin ve yasağın saçmalığı bir yana, bunu da askeri plaj fontlarıyla (a harfi yerine c ve ı "cı") yazdıkları için ortaya şöyle bir yazı çıkmış:
"piknik ycıpmcık ycıscıktır"
Artık piknik neciktir, ne yapmacıktır, yasak olan nedir?
Odtü'ye hiç yakışmamış. Hocam, bi protesto edin bu ycıscık çok scıçmcı.

ilk yazı

Ankara'daydım hafta sonu, güzel bir şehir turu attım, bu arada bir müthiş icat gördüm: sokak adının eskisi ile yenisini beraber yazma güzelliği: Yanda gördüğünüz üzere, 1. sokak (eski 82. sokak) yazıyor tabelada.
82. sokağın ne başarı gösterip birinci sıraya yükseldiğini bilmiyoruz, ama bir yerlerde de eski birinci sokak (şimdiki 53.) ve eski 53. sokak (şimdiki 8.) falan olduğunu da tahmin ediyoruz. Allah burada yaşayanlara ve Ankara postacılarına sabır versin.

Tabi bu sokağa isim verenlerde kabahat bulurken bir taraftan da oturanların birincilikle memnun olup olmadığını düşünürken o sokakta da güzel bir icat gördüm. Dolayısıyla eski 82. yeni 1. sokak sakinlerinin bu icatları ile birinciliği hakettiklerini düşünüyorum: kağıt mendil silecek.
Sanırım arkadaşın silecekleri eskimiş, hazır havalar da kurak geçiyorken "ne lüzumu var yenisini almaya, kağıt mendille de tozdan arındırabiliyorum ön camı" diye düşünerek hem pratik hem ekonomik bir çözüm bulmuş. Kendisini birinci sokağın en birinci sakini olduğu için kutluyoruz.
Ankara yolculuğumun iyi geçmesini sağlayan sokak ismi değiştirme komitesine ve tasarruflu kağıt cam sileceği kaşifine teşekkürlerimi borç bilirim.
Bu icadın bir sonraki hali de formula-1 pilotları için geliştirilmiş kağıt havlu kaplı yağmur lastikleri olabilir mi diye merak ediyoruz.