16 Ağustos 2007 Perşembe

Cezayir'e Bravo!

İstemezsek kesmeyiz.

Bazı bina bölümlerini yaparken ağaçları kesmeyen, onları dekorasyonun bir parçası haline getirip tavandan çıkaranları çok takdir ediyorum.
Fransız Sokağı'nın başındaki Cezayir de bunlardan birisi. Hem güzelim ağaçları kesmemişler hem de ışığı çok güzel kullanarak onların atmosferi değiştirmesini sağlamışlar.
Bu arada, söylemeden geçemeyeceğim, gecenin en enteresan yanı, müzikten rahatsız olan komşuların bu pleksi tavana patates atmaları.
Cezayir'e tavsiyem bu patatesleri toplayıp, kızartmalarını müşterilere ikram etmesi.

Gökten 3 patates düşmüş...

House Cafe Menüleri

House Cafe (özellikle Ortaköy) uzun zamandır güzel havalarda gitmekten çok keyif aldığım bir mekan. Yer bulamama sorunu ise herzaman canımızı sıkıyordu. Sonunda önündeki alanı da dahil ederek hem deniz manzaralarını kuvvetlendirmeyi hem de masa kapasitesini artırmayı başarmışlar, kendilerini tebrik ediyoruz.
Ancak, bunu yaparken sanırım mutfak kapasitelerini hesaplayamamışlar; servis re-za-let olmuş. Bir limonatayı üç defa hatırlatmanız gerekiyor. Yemekler yanlış ve karışık sırayla geliyor (5 arkadaş aynı anda yemek yiyemiyorsunuz) istediğiniz kahve hatırlatırsanız 20 dakika sonra masanızda.
Bir de menü komikliği var, müşterilerinin resimlerini menülere basmışlar. Burada görebileceğiniz gibi bazıları da kadın olan bu müşterilerin resimlerinin altında "rezervasyon için 0212-22vsvs arayın" gibi bir ibare var. House Cafe ya açıktan kadın ticaretine başladı, ya da yaptıkları şeyin ne kadar yanlış ve çirkin olduğunun farkında değiller.
Bunu düzeltmekte fayda var. Düzeltmeyeceklerse hiç olmazsa resimdeki insanların isimlerini de yazsınlar, rezervasyon yaparken kimi istediğimizi belirtebilelim.

14 Ağustos 2007 Salı

Richmond Nua Wellness Spa

Nece olduğunu anlamakta zorluk çektiğimiz bu yazı, aslında Richmond otelinin Sapanca gölü kenarındaki kaplıca otelini anlatıyor. Kaplıca demek yeterince havalı (cool) olmadığı için Spa diyoruz, ayrıca sanki kaplıcanın başka bir amacı varmış gibi bir de "wellness" (iyi olmak, iyilik) olarak tanımlanmış.
İsminin lüzumsuz şekilde uzun olması, bu mekanın güzel ve hatta çok faydalı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bir hafta sonunda kendinizi daha iyi hissetmek için gidilebilecek mekanlardan biri.
İstanbul'a arabayla 2 saatten kısa bir süre mesafede. Gölün hemen kenarında yeraldığı için süper manzarası var. Açık yüzme havuzu gayet güzel.
Tabi esas konusu kaplıcası. Çok güzel hazırlanmış bir havuzlar, sıcak buhar odaları, saunalar ve dinlenme alanları kombinasyonu var. Kendinizi önce tuzlu ılık havuza, sonra sıcak havuza batırıyorsunuz sonra az sıcaktan çok sıcak odaya giderek pişiyorsunuz, en son da buz odasına girerek kıvama geliyorsunuz.
Gelelim kötü yanlarına:
Aslında fiyatı normal. İki kişi için hafta sonu cezası 330ytl. Buna bütün bu bahsettiğim hizmetler dahil. Ancak ekstra herşey (su bile) acayip pahalı. Vasat açık büfenin kişi başı fiyatı 50ytl. Masaj ve cilt bakımı gibi uygulamalarda ise fiyatı düşük olanların fiyat/performansı daha iyi.
Tavsiyem; gidin, yanınızda içeceğinizi götürün, yemekleri otelden çıkıp gölün etrafındaki restoranlarda yiyin, extra masaj ve cilt bakımını zorunlu değilseniz almayın, bol bol kaplıcadan faydalanın. Paranızın karşılığını bu şekilde alırsınız.

8 Ağustos 2007 Çarşamba

Sınav Vardır... Herhalde...

Bu şaşırtıcı tabelaları artık İstanbul'un her tarafında görmeye başladık: "sınav vardır, lütfen klakson çalmayın". Bundan şu anlamlar çıkarılabilir:

- "Sınav var" diyemiyoruz, belki yoktur. O yüzden "sınav vardır" diyoruz.
- Sınav yoksa aslında klakson çalmakta bir sakınca yok.

- Okul önlerinde klakson çalmanın zaten yasak olduğundan haberi olmayan ehliyet sahibi ve delicesine klakson çalan bir milletiz.
- "Klakson çalmayın" tabelasının ne olduğundan haberimiz yok
- Klakson çalmayın tabelası koysak zaten insanlar ne olduğunu anlamıyorlar, "borazan öttürmeyin" anlıyorlar.
- Sürücülerimiz trafik işaretlerini anlamaktan aciz, o yüzden yazıyoruz.
- Bundan sonra tabelalerın yerine yazacağız: "sollamak yasaktır", "sağa dönülmez", "girilmez"
- Bence girilmez sokaklara da "girmeyin lan ibneler" diye yazalım, daha etkili olabilir.
- "sağa dönüşte yaya'ya yol ver" yazan tabelalar konusunda da birşey söylemek lazım: Hem yazım hatası yapılıyor (yaya özel isim değil, -ya eki alınca apostrof ile ayrılmaz, ama "yayaya" yazmak anlamsız gelmiş galiba trafik yönetimine), hem de sürücülerin yaya geçinden geçmekte olan yayalara yol vermenin zorunluluk olduğunu bilmeleri gererektiği için lüzumsuz.