5 Eylül 2007 Çarşamba

Sakın Batmayın

Gitgide dikkatimi çekmeye başladı, bizim hiçbir vapurumuzda salon yolcu kapasitesi kadar can yeleği yok.
Son örneğini bu hafta sonu fotoğrafladım: 65 kişilik salonda 40 adet can yeleği var. Kalan 25 kişi boğulsun mu?

Rock'n Coke 2007

Rock'n Coke'a gittik, çadırımızı cuma akşam kurduk ve yerleştik...
Cumartesi günü çok sıcaktı. Bazı arkadaşlar panoların altında gölge aradı.
Büyük konser alanında çıkan grupları takip ettik. Aslı iyiydi, Within Temptation grubu çok başarılıydı. Sadece şarkılarıyla değil, sıcak tavırlarıyla da ilgiyi çektiler.
Sonra Teoman vs Rashit işkencesi başladı. Rashit kimdir nedir, niye bu adamı şarkıcı diye karşımıza çıkarmışlar anlamadım. Teoman da yine bir detone gününü yaşıyordu. Artık önceki gece fazla mı içmişti, o gün konsere kadar az mı içmişti bilmiyorum... Rezaletti. Neyse bu işkence bitince Chris Cornell başladı, bence ilk günün en iyisiydi. Hem eski hem yeni şarkılarıyla bizi mutlu etti.
Smashing Pumpkins de hayal kırıklığı oldu. Başta Cold Play tadındaki şarkılarını çaldılar, ilk şarkının içinde amerikan milli marşını çalarken bizim seyircilerin alkışlaması çok enteresan bir durumdu... Konserleri bitmeden seyircilerin çoğu alternatif sahneye gitmişti bile...
Cumartesi gece sert esen rüzgar, fırtınaya dönüp bazı çadırları uçurdu. Pazar günü de yağan yağmur son günü mahvetti.
Her sene Rock'n Coke'ta yağmur yağar.

16 Ağustos 2007 Perşembe

Cezayir'e Bravo!

İstemezsek kesmeyiz.

Bazı bina bölümlerini yaparken ağaçları kesmeyen, onları dekorasyonun bir parçası haline getirip tavandan çıkaranları çok takdir ediyorum.
Fransız Sokağı'nın başındaki Cezayir de bunlardan birisi. Hem güzelim ağaçları kesmemişler hem de ışığı çok güzel kullanarak onların atmosferi değiştirmesini sağlamışlar.
Bu arada, söylemeden geçemeyeceğim, gecenin en enteresan yanı, müzikten rahatsız olan komşuların bu pleksi tavana patates atmaları.
Cezayir'e tavsiyem bu patatesleri toplayıp, kızartmalarını müşterilere ikram etmesi.

Gökten 3 patates düşmüş...

House Cafe Menüleri

House Cafe (özellikle Ortaköy) uzun zamandır güzel havalarda gitmekten çok keyif aldığım bir mekan. Yer bulamama sorunu ise herzaman canımızı sıkıyordu. Sonunda önündeki alanı da dahil ederek hem deniz manzaralarını kuvvetlendirmeyi hem de masa kapasitesini artırmayı başarmışlar, kendilerini tebrik ediyoruz.
Ancak, bunu yaparken sanırım mutfak kapasitelerini hesaplayamamışlar; servis re-za-let olmuş. Bir limonatayı üç defa hatırlatmanız gerekiyor. Yemekler yanlış ve karışık sırayla geliyor (5 arkadaş aynı anda yemek yiyemiyorsunuz) istediğiniz kahve hatırlatırsanız 20 dakika sonra masanızda.
Bir de menü komikliği var, müşterilerinin resimlerini menülere basmışlar. Burada görebileceğiniz gibi bazıları da kadın olan bu müşterilerin resimlerinin altında "rezervasyon için 0212-22vsvs arayın" gibi bir ibare var. House Cafe ya açıktan kadın ticaretine başladı, ya da yaptıkları şeyin ne kadar yanlış ve çirkin olduğunun farkında değiller.
Bunu düzeltmekte fayda var. Düzeltmeyeceklerse hiç olmazsa resimdeki insanların isimlerini de yazsınlar, rezervasyon yaparken kimi istediğimizi belirtebilelim.

14 Ağustos 2007 Salı

Richmond Nua Wellness Spa

Nece olduğunu anlamakta zorluk çektiğimiz bu yazı, aslında Richmond otelinin Sapanca gölü kenarındaki kaplıca otelini anlatıyor. Kaplıca demek yeterince havalı (cool) olmadığı için Spa diyoruz, ayrıca sanki kaplıcanın başka bir amacı varmış gibi bir de "wellness" (iyi olmak, iyilik) olarak tanımlanmış.
İsminin lüzumsuz şekilde uzun olması, bu mekanın güzel ve hatta çok faydalı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bir hafta sonunda kendinizi daha iyi hissetmek için gidilebilecek mekanlardan biri.
İstanbul'a arabayla 2 saatten kısa bir süre mesafede. Gölün hemen kenarında yeraldığı için süper manzarası var. Açık yüzme havuzu gayet güzel.
Tabi esas konusu kaplıcası. Çok güzel hazırlanmış bir havuzlar, sıcak buhar odaları, saunalar ve dinlenme alanları kombinasyonu var. Kendinizi önce tuzlu ılık havuza, sonra sıcak havuza batırıyorsunuz sonra az sıcaktan çok sıcak odaya giderek pişiyorsunuz, en son da buz odasına girerek kıvama geliyorsunuz.
Gelelim kötü yanlarına:
Aslında fiyatı normal. İki kişi için hafta sonu cezası 330ytl. Buna bütün bu bahsettiğim hizmetler dahil. Ancak ekstra herşey (su bile) acayip pahalı. Vasat açık büfenin kişi başı fiyatı 50ytl. Masaj ve cilt bakımı gibi uygulamalarda ise fiyatı düşük olanların fiyat/performansı daha iyi.
Tavsiyem; gidin, yanınızda içeceğinizi götürün, yemekleri otelden çıkıp gölün etrafındaki restoranlarda yiyin, extra masaj ve cilt bakımını zorunlu değilseniz almayın, bol bol kaplıcadan faydalanın. Paranızın karşılığını bu şekilde alırsınız.

8 Ağustos 2007 Çarşamba

Sınav Vardır... Herhalde...

Bu şaşırtıcı tabelaları artık İstanbul'un her tarafında görmeye başladık: "sınav vardır, lütfen klakson çalmayın". Bundan şu anlamlar çıkarılabilir:

- "Sınav var" diyemiyoruz, belki yoktur. O yüzden "sınav vardır" diyoruz.
- Sınav yoksa aslında klakson çalmakta bir sakınca yok.

- Okul önlerinde klakson çalmanın zaten yasak olduğundan haberi olmayan ehliyet sahibi ve delicesine klakson çalan bir milletiz.
- "Klakson çalmayın" tabelasının ne olduğundan haberimiz yok
- Klakson çalmayın tabelası koysak zaten insanlar ne olduğunu anlamıyorlar, "borazan öttürmeyin" anlıyorlar.
- Sürücülerimiz trafik işaretlerini anlamaktan aciz, o yüzden yazıyoruz.
- Bundan sonra tabelalerın yerine yazacağız: "sollamak yasaktır", "sağa dönülmez", "girilmez"
- Bence girilmez sokaklara da "girmeyin lan ibneler" diye yazalım, daha etkili olabilir.
- "sağa dönüşte yaya'ya yol ver" yazan tabelalar konusunda da birşey söylemek lazım: Hem yazım hatası yapılıyor (yaya özel isim değil, -ya eki alınca apostrof ile ayrılmaz, ama "yayaya" yazmak anlamsız gelmiş galiba trafik yönetimine), hem de sürücülerin yaya geçinden geçmekte olan yayalara yol vermenin zorunluluk olduğunu bilmeleri gererektiği için lüzumsuz.

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Vatan Bursa açıldı

Valla gittik sizin için yerinde gördük. Güzel bir mağaza daha olmuş, Vatan'ın açlış için yaptığı organizasyon da güzeldi.
Mağaza, 8000m2 ve Bursa'nın girişinde, As Merkez-Teknolojix-Tekzen'in de olduğu bir arazi üzerinde. Bu bölgenin Bursa'daki alışverişte önemi artacağa benziyor.
Mağaza'nın açılışı için çeşitli ürünlerde indirimler yapılmış. Ziyaret etmeye değer.
Vatan'ı yeni mağazasından dolayı kutluyoruz. Duyduğumuza göre sırada Kayseri, Konya ve Eskişehir mağazaları varmış.
Bu arada, Bursa'yı gezerken Ulucami'yi, buranın inşaatında çalışırken meşhur olan Hacivat ve Karagöz'ü (inşaattan meşhur olanlar sadece arabeskçiler değilmiş), Imparator Justinianus'un yaptırdığı hamam'ı (resim yanda) da gördük. Bursa, özellikle Osmanlı tarihi açısından çok önemli bir şehir. Ziyaret edince sadece iskender yemeyin, biraz tarihi yerleri de gezin.

26 Temmuz 2007 Perşembe

Yüzüklerin Efendisi Müzikali


Keşke size müzikalin içinden çekilmiş resimler de gösterebilseydim. Benim gibi iflah olmaz bir Tolkien okuyucusuysanız kesinlikle çok etkileneceğiniz bir yapım.
İş için Londra'da bulunduğum sırada kaçırmadım.
Perşembe akşamı seyretmeme rağmen salon doluydu, bu resim oyuncuların girdiği "stage door" tarafında çekildi.
Şimdiye kadar yapılmış en pahalı sahne oyunu, yaklaşık 25 milyon dolara malolmuş.
Dekoru, kostümleri, müzikleri ve efektleri ile muhteşemdi. Bilbo Baggins'in yüzüğü takıp kaybolduğu sahne bana David Copperfield'ı hatırlattı.
Özellikle Gandalf ile Balrog'un savaşındaki efektler muhteşemdi. Ork'lar seyircilerin arasına dalıp herkesi çığlık çığlığa bağırttılar. Bence en zayıf yönü savaş sahneleriydi ve Rohan'ın tamamen çıkarılmış olması da bir burukluk yarattı.
Sonuçta 3 saatlik muhteşem bir sahne şovuydu. İmkanı olanların görmesini tavsiye ederim. Eskiden Mydonose Showlan'e güzel prodüksiyonlar gelirdi, artık bu tür şovları Türkiye'de seyretme imkanımız yok.
web sitesi burada: http://www.lotr.com/

bik bok

Sanırım bu mağaza Türkiye'de şube açsa pek şansı olmaz. Zaten bu isimlendirmek farklı ülkelerde iş yapmaya çalışanlar için sorun çıkarabilir. Bu resmi Londra'da çektim.

Benzer örneklerini başka işlerde görmek de mümkün. Mesela çok popüler bir otomatik tuvalet sifonu markasının adı "GEBERIT".

Markalar yeni pazarlara girerken o dildeki anlamara iyi dikkat etmeli. Mesela ben Citroen'in "Saxo" arabasının Türkiye'de satılabilmesine ve bazı insanların bu arabayı alıp kullanabilmelerine hep çok şaşırmışımdır (anlamını bilmeyen var mı?).

24 Temmuz 2007 Salı

olmamış, olsa da faydası ne ki?

Köprüye doğru giderken daha önce bazı güzel uygulamalarını gördüğüm bir reklam şeklinin gerçekten kötü bir uygulamasını gördüm: Otobüs reklamı.

İstanbul'un iki katlı otobüslerine yapılan reklam giydirmeler oldukça başarılı olabiliyor. Bu otobüslerin hem şehri boydan boya geçiyor olmaları, hem sıkışık trafikte çok sayıda insanın bu reklamları okuma fırsatı buluyor olmaları gerçekten faydalı. Özellikle "superback" denen ve otobüsün arka tarafında yer alan versiyonları bence çok etkili.

Tabi, reklamı ilginç hale getirmenin en güzel yollarından birisi de komik yapmak. Ancak, komik olmaya çalışmak tam tersi bir etki yaratabilir. Dolayısıyla komik olacaksanız komik olacaksınız ya da komik olmaya çalışmayacaksınız.

Bu Penti reklamında ise, oturan insanları naylon çorap giyen mini etekli kadınlar olarak yapmaya çalışmşlar.
1) resim otobüse tam oturmamış, dolayısıyla beli kırık görünüyorlar
2) burada komik birşey yok
3) bu reklama bakıp "a penti alayım" der misiniz?
Reklamın temel amacının satın alma isteği uyandırmak olduğunu unutmadığımız zaman başarılı markalar yaratabiliriz.

Kuşlar heykellere karşı

Bu resmi Hamburg'da çektim. Muzaffer martı, marifetinin üzerinde oturup poz veriyordu. Kuşların heykellere karşı bu garezinin sebebini anlayabilmiş değilim: bölge işaretlemek değil, yeniden dekore etmek değil...

Oysa heykeller aslında bu kuşlar için kalabalık içinde güvenle konabilecekleri alanlar yaratıyor. Heykelin kafasında hem herkesten uzak, hem de herkesi gözleyebilecek kadar yakın. Etraftan geçen insanların gözünün içine baka o memleketin en önemli şahsiyetinin kafasına....

"heykeli dikilecek adam" olup hergün kafanıza martılar yapsın istiyor musunuz? Tembel olmak için bir sebep daha.

23 Temmuz 2007 Pazartesi

piknik yapmak birşeydir... ama nedir?

Odtü'de güzel bir cumartesi günü piknik yapan, çimlerde yayılan ve kimi ülkeyi kurtaran kimi kendini kurtarma derdinde arkadaşların arasına daldık.
Bir grup arkadaşımız yemek yerken biz de onlara kola ve gazozlarımızla katıldık. 40 derece sıcaklıkta uludağ gazozları oldukça iyi geldi.
Bu sohbet muhabbetin ortasında bir de tabela gördük. Şimdi tabelanın olduğu yer ilginç, burası (Odtü'yü bilenler için) tenis kortları ile alış veriş merkezi ve eski güdaş'ın arasında kalan yeşillik alan... Buraya tipik piknik mekanlarında bulunan ahşap masalardan yerleştirmişler, alanın en görülmeyecek noktasına da, -bir gün canları isterse burada oturacak herkesi azarlayacak fırsatları olsun diye- şu tabelayı koymuşlar: "Piknik Yapmak Yasaktır"
Şimdi konulduğu yerin ve yasağın saçmalığı bir yana, bunu da askeri plaj fontlarıyla (a harfi yerine c ve ı "cı") yazdıkları için ortaya şöyle bir yazı çıkmış:
"piknik ycıpmcık ycıscıktır"
Artık piknik neciktir, ne yapmacıktır, yasak olan nedir?
Odtü'ye hiç yakışmamış. Hocam, bi protesto edin bu ycıscık çok scıçmcı.

ilk yazı

Ankara'daydım hafta sonu, güzel bir şehir turu attım, bu arada bir müthiş icat gördüm: sokak adının eskisi ile yenisini beraber yazma güzelliği: Yanda gördüğünüz üzere, 1. sokak (eski 82. sokak) yazıyor tabelada.
82. sokağın ne başarı gösterip birinci sıraya yükseldiğini bilmiyoruz, ama bir yerlerde de eski birinci sokak (şimdiki 53.) ve eski 53. sokak (şimdiki 8.) falan olduğunu da tahmin ediyoruz. Allah burada yaşayanlara ve Ankara postacılarına sabır versin.

Tabi bu sokağa isim verenlerde kabahat bulurken bir taraftan da oturanların birincilikle memnun olup olmadığını düşünürken o sokakta da güzel bir icat gördüm. Dolayısıyla eski 82. yeni 1. sokak sakinlerinin bu icatları ile birinciliği hakettiklerini düşünüyorum: kağıt mendil silecek.
Sanırım arkadaşın silecekleri eskimiş, hazır havalar da kurak geçiyorken "ne lüzumu var yenisini almaya, kağıt mendille de tozdan arındırabiliyorum ön camı" diye düşünerek hem pratik hem ekonomik bir çözüm bulmuş. Kendisini birinci sokağın en birinci sakini olduğu için kutluyoruz.
Ankara yolculuğumun iyi geçmesini sağlayan sokak ismi değiştirme komitesine ve tasarruflu kağıt cam sileceği kaşifine teşekkürlerimi borç bilirim.
Bu icadın bir sonraki hali de formula-1 pilotları için geliştirilmiş kağıt havlu kaplı yağmur lastikleri olabilir mi diye merak ediyoruz.